Hz.Peygamber’e büyü yapıldı mı?

Hz.Peygamber’e büyü yapıldı mı?

Bazı Âlimlerin; “Hz.Peygamber’in şahsına ve Nübüvvetine acziyet ve leke isnad” olacağı düşüncesi ile kabul etmediği ve reddettikleri, Peygamberimiz‘e [sav] yapılan şu “Büyü” olayından kısaca bahsedelim inşallah…

Hadise, en büyük 7 sahih hadis Kitabı kaynaklarından (Kütübü’s-sitte), 4.cü kaynak Ebu Dâvûd’un Müsned’inde sarih (açık) olarak geçiyor. Biz burada detaylara girmeyeceğiz.

Kur’an, sihir ve büyüde çok ileride olan İsrailoğulları kavminden bahsederken onların, “Harut ile Marut adındaki iki melekten karı ile kocanın arasını ayıran şeyi (büyüyü) öğrendiklerini” beyan eder (Bakara, 102).
Bu da, büyünün (o dönemde) böyle bir sonuca yol açabildiğini ifade bakımından yeterlidir.
Ancak; Kur’an-ı Kerim, geçmiş kavimlerin bu tür hikayelerini ve akibetlerini anlatırken, bizzat Hz. Peygamber ve onun Ümmetine bir “ders” niteliğinde dikkatlerimizi bu yöne çekmiştir.

Çünkü Hz.Peygamber döneminde de, Arap yaramadasında büyücülük çok önde ve revacta idi ve ondan faide veya zarar umuluyordu.

Hz.Peygamber’e Müşrikler ve Yahudiler elinden geleni ardına koymayacak şekilde her türlü kötülüğü yaptilar ve davasından vazgeçirmek için her yola başvurdular.

İşte o dönemin en büyük büyücüsü; Yahudîlerinden Lebid b. el-A’sam’a gidip Hz.Peygamber’e en büyük büyüyü yapmasını ona söylediler, bir sürü hediyeler vererek…
Bütün şanslarını kullanacaklardı ve ne yaptılar ise Muhammed’i (sav) yıldıramamışlardı. Baskı, boykot, tahkir, iftira, zulüm, yurtlarından sürme ve süikast, denemedikleri yöntem kalmamıştı. Büyü de onlardan biri idi.

Hz. Peygamber’in Nübüvvetine ve Şahsına it’ham olur düşüncesi ile bu olayı yok saymak ne derece isabetli bir hareket olur bilmem ama, bir de hadiseye şu yönü ile bakalim insallah;

Madem ki Peygamberler musibetlerin en büyüğünü çekerler ve madem ki bizim Peygamberimiz biz ümmeti için “en güzel bir örnektir” ve bütün insanlık için cihanşumül bir “model”dir; öyleyse O’nun da (sav) hayatında Arap yarimadasında ciddi bir olgu (gerçek) olan “Büyü” meselesi ile sınanması ve yüzleşmesi gerekecektir. Ve yüzleşti/sınandı da zaten…

Biz ümmetine de bundan bir “miras” kaldı…

Önce Hz.Peygamber boyutundan bu işe bakalım, sonra bizim bu işten “paye”miz ne olur onu görelim inşallah…

Hz. Peygamber’in verdiği bütün bilgiler, ilimler ve haberler şüphesiz hep “vahiy” ileydi. O hevasından konuşmaz der Kur’an…(Necm, 3)

Evet Hz. Peygamber sıradan bir beşer gibi, bizim gibi hastalandı, yatağa düştü bir süre… Onunkisi beserî bir hastalıktı onun nezdinde… Cebrail, vahiy meleği ona “ne yaşadığını” haber vermese idi nereden bilecekti ki, neyin başına geldiğini…

Çok dua etti Mevla’ya… Şifası için… O musibetten kurtulmak için…
Bunları yaşayacaktı ki, biz ümmetine de öğretecekti…
Başınıza ne gelirse gelsin Rabbe sığınmayı, O’na dua etmeyi, sadece O’ndan istemeyi…
Bu şekilde öğrenecektik…

Şimdi tam burada, şu büyü ile ilgili ayetin tamamını dikkatlice okuyalım, bakalım hangi hikmetlere şahit olacagiz;

“Süleyman’ın hükümranlığı hakkında onlar, şeytanların uydurup söylediklerine tâbi oldular. Halbuki Süleyman büyü yapıp kâfir olmadı. Lâkin şeytanlar kâfir oldular. Çünkü insanlara sihri ve Babil’de Hârut ile Mârut isimli iki meleğe indirileni öğretiyorlardı. Halbuki o iki melek, herkese: Biz ancak imtihan için gönderildik, sakın yanlış inanıp da kâfir olmayasınız, demeden hiç kimseye (sihir ilmini) öğretmezlerdi.

Onlar, o iki melekden, karı ile koca arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı. Oysa büyücüler, Allah’ın izni olmadan hiç kimseye zarar veremezler. Onlar, kendilerine fayda vereni değil de zarar vereni öğrenirler. Sihri satın alanların (ona inanıp para verenlerin) ahiretten nasibi olmadığını çok iyi bilmektedirler. Karşılığında kendilerini sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bunu anlasalardı!”
(Bakara, 102)

Bu ayette sihir (büyü) ile ilgili çok hüküm ve hikmetler var.
Fakat biz, İsrailoğullarında sihrin kaynağı olarak gösterilen Harut ile Marut adindaki “iki melek” ifadesine dikkat çekeceğiz.
Neden “iki melek”???
“İki melek” burada İsrailoğullarında büyünün kök (başlangıç) ifadesi.
Şimdi hemen Resulullah’ın (sav) asrına dönelim;

Hz. Aişe r.anha Annemiz’in rivayeti:

“İki melek bana geldi. Birisi başımın, diğeri ayaklarımın tarafında durdu. Birincisi diğerine sordu. O’na ne oldu? Öbürü cevap verdi: Buna sihir yapılmış. Birincisi sordu:O’na kim sihir yaptı? Öbürü cevap verdi: Lübeyd b. Asım. Birincisi sordu: ne içinde? öbürü cevap verdi: Tarak ve saçlar bir erkek hurma içinde. Birincisi sordu: o nerede? Öbürü cevap verdi: Beni Züreyk’in kuyusu içinde, bir taşın altında. Birincisi sordu: Ne yapmalı? öbürü cevap verdi: Kuyunun suyunu boşaltarak onu taşın altından çıkarmalı.”

Dikkat edin ifadeye… Burada da “iki melek” var… Tesadüf mü sizce?

Kuyuya gidildi, büyü araçları alındı. Sonra ne oldu?
Bu buyünün etkisi nasıl son bulacaktı, Resul (sav), nasıl kurtulacaktı.?

Cebrail devreye girdi…

1- Ukbe İbnu Amir (radıyallahu anh) anlatıyor:
“Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: “Bu gece indirilen ayetler var ya, onlar gibisi hiç görülmemiştir: Kul eüzu bi-rabbi’l-felak ve Kul eüzu bi-rabbi’n-nas süreleri”.
Müslim, Misafırin 264, (814); Tirmizi, Sevabu’1-Kur’an 12, (2904), Tefsir, Muavvizateyn, (3364); Ebu Davud, Salat 354, (1462,1463); Nesai, İstiaze 1, (8, 251-254).

2- Hz. Cabir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) bana: “Ey Cabir oku!” dedi. Ben:
“Annem babam sana kurban olsun, ne okuyayım?” diye sordum. Bunun üzerine:
” Kul eûzu bi-rabbi’l-felak ve KuI eûzu bi-rabbi’n-nas sürelerini oku!” dedi. Ben de onları okudum. Resûlullah ilaveten:
“Bu iki sûreyi oku, bunlar gibisini asla okuyamıyacaksın!”dedi.
Nesai, İstiaze 1, (8, 254).

3- Ukbe bin Âmir radıyallahü anh anlatır:
Bir zaman Peygamber efendimizle yolculuk yaparken şiddetli bir fırtınaya tutulduk. Resûlullah, Felâk ve Nâs sûrelerini okuyup, bana buyurdu ki:
“Ey Ukbe, bu iki sûre ile Allaha sığın; zira Allaha hiç bir kul bunlardan daha fazîletli birşey ile sığınamaz!”

En güçlü siğinma dua ve ayetleri bu iki súre’dir.
(Muavazeteyn: “iki siğinma” adını almışlardır.)
Sihir ve büyü için birebir inmiştir.
Ve mü’min kula, Allah’ın izni ile bu yönde gelebilecek bir zarar ve şerr’i bıçak gibi keser atar…!!!

Şimdi tekrar yukarıya mevzuu baglayalim;
1- Sihrin kaynağı “iki melek” tarafından geliyor.
2- Resulullah’taki örneği “iki melek” tarafından ortaya çıkariliyor.
3- Son darbeyi de Hz.Allah “iki süre” ile vurup, sihri yerle bir ediyor.
Allah’ın inayeti, hifz ve kudreti ile…

Şimdi tekrar yukarıdaki ayetteki ibareye bakalim:
Allah c.c sihir olayını anlatıyor, altına düşülen not şu;

وَمَا هُم بِضَآرِّينَ بِهِ مِنْ أَحَدٍ إِلاَّ بِإِذْنِ اللّهِ

“Halbuki ki onlar, Allah izin vermediği müddetçe asla sihirle birine zarar veremezler!”

Şu ifadedeki keskinliğe bir bakın…!

Bir mü’min büyü yapıldığı için musallata uğramaz.
Büyüye inandığı, Sadece fayda veya zararın Allah’tan geldigine inanmayip büyü ve büyücülerden de, muska ve tilsimlardan da zarar veya fayda beklediği,
Allah’tan başka güç ve kuvvet sahibi olmadığı halde, bir büyü veya büyücü de böyle bir kuvvet fehmettigi,

Ancak Allah’tan korkması ve yalnız O’ndan yardım istemesi gerektiği halde, büyü ve büyücülerden de korkup yardım umduğu için,
bu yönü ile Şirk’e bulaştığı ve akîdesini bozduğu için musallata uğrar.
Allah-u Teála;

“Büyücü nerede olursa olsun hedefine ulaşamaz.” (Tâhâ, 20/69) diye buyururken, sen hala bunlardan medet umuyorsan zaten sen îtîkaden “çarpılmışsın” demektir.!

Büyücülük o kadar büyük bir suçtur ki, Peygamberimiz (sav) bu işle uğraşanı “müşrik” ilan etmiş, 7 büyük helak edici günahtan saymış ve hatta Hanefi mezhebi Büyücünün katline cevaz vermiştir.

Allah büyü ve büyücü için, “Ben izin vermedikçe asla zarar veremez” kaydını koymuşken, büyüden ödü patlayan bir ümmet olmuşuz, yazık…

Hem Kur’an’ın bir çok yerinde, Rabbimiz’in kendi sözü ve de Şeytan’ın direk itirafı ile, “ihlas sahibi kullarımı koruyacagim, onlar müstesna onlara dokunamayacaksin!”
…emri ve vaadi mevcut iken;
Nasıl bir zayıf imanımız var ki, Rabbimiz’in bu vaadine güvenmiyoruz.
Sorarım size, Allah vaadinden döner mi?
İhlas sahibi mümin kullarını koruyacağını vaad etmiş, bu endişeniz niye?

Peygamberimiz’e (sav), gece Namaz kılarken ifrit rahatsızlık vermeye, engel olmaya çalıştı, Mescid-i Nebevi de.
Bu da sağlam bir rivayet.
Ama ne yaptı Peygamberimiz, Allah’ın izni ile ifrite galebe çaldı yakaladı onu, mescidin direklerine bağlayacak oldu da saliverdi sonradan, yendi yani…

Demek ki bu neyi gösterir…
Namazlarda bu ümmete de rahatsızlık vermeye, Namaz kılan mü’mine engel olmaya çalışacaklar demek…
Ama mümin kul yenecek onu… Allah’ın yardımı ile…

Yine diğer bir rivayette bir şeytanın yine namaz kılarken Efendiniz’in (sav) karşısında oturup ışık yaktığı var elimizde…
Cebrail a.s’nin getirdiği bir dua ile, yere serildi Şeytan orda da… tek bir dua ile…

Bu neyi gösteriyor…
“Dua silahına sarılın, bakın namazda şeytan dikkatinizi dağıtmaya çalışacaktır” diye bir örnekle uyariliyoruz.

Üçüncü bir örnek ise miraç…
Cebrail ile 7 kat semaya çıkarken yine bir cin tarifesi tarafından takip ediliyor.
En son yeni bir dua daha öğretiyor Cebrail a.s O’na (sav) ve yanıyor cin tarifesi…
Yine Resülullah onlara Allahin izni ile galebe çalıyor, yeniyor.
Bundan da, “ibadet ve teat hususundaki manevi yükselişlerde gözlerine batabiliriz”i anlayabiliriz yani.
Namaz mü’minin miracıdır zaten…

Resulullah’ın (sav) yaşadığı bu tür olaylar bizlere verdiği birer “strateji”dir. İhlas sahibi mü’min kul her halükarda şeytanı yener. Bir “euzu” buna yeter, bi iznillah…

Son olarak şu ayet müjdesi ile konuyu bitirelim inşallah;

– ‘‘Benim ihlaslı kullarım üzerinde senin hiç bir ağırlığın olmayacaktır. Onları koruyucu olarak Rabbin yeter. (İsra:65)

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
Önceki yazıyı okuyun:
Şeytan’ın Gıdası Nedir?

Sual : Şeytan'ın Gıdası Nedir? Şeytan Nelerden Beslenerek Güçlenir? El Cevap:   Bedendeki cin ve şeytanların besin kaynakları "günahlardır." Bedene;...

Kapat